Popüler Yazılar

29 Ocak 2013 Salı
     (Yazıyı şu link fonda çalarken okuyun, kendinizi Sunay Akın zannedeceksiniz).

     Henüz 14, 15 yaşlarında bir çocuk... Çocukluğundan gençlik günlerine geçmekte olan... Sol ayağı çocukluğunda, sağ ayağı gençliğinde adımını atmak üzere bir çocuk... Yaşından büyük laflar eden, konuştuğunda kendini etrafına dinlettirebilen bir çocuk...

     Birgün evden ayrılıyor. Annesine ''Birkaç günlüğüne arkadaşımla bir gezintiye çıkıyorum, merak etme, kısa zamanda dönerim'' diyerek ayrılıyor. Annesi her ne kadar gitmesini istemese de, engel olamayacağının farkında. Biliyor oğlunu, tanıyor. ''Macera düşkünüdür, haber vermiş olması şaşırtıcı'' diyor.

     Arkadaşlarıyla birlikte gittikleri San Lorenzo'da gönüllerince geziyor, eğleniyorlar. ''Rosario'ya benziyor bu şehirde fakat daha farklı bir tadı var buranın'' diyorlar. Ayrılmalarına üç gün kala ''genç çocuk'' annesine mektup yazıyor: ''Çok eğlendik, en kısa zamanda yola çıkıyorum, üç gün sonra Rosario'dayım.''

     Annesi mektubu alıyor. Oğlunun geleceğine sevindiğinden çok, iyi olduğunu öğrenmesine seviniyor. Başını belaya sokmadan duramaz çünkü. Kanı damarlarında fokurdayan bir çocuk...

     Beklenen günde dönmüyor eve, anne telaşlı. Kapı çalıyor, tam oğlunun geldiğini düşünürken, bir mektup daha... Bu kez korkuyor ve o korkuyla açıyor mektubu:

     ''Anne, üç gün sonra yola çıkacağımı söylemiştim, biliyorum. Fakat burada bir futbol turnuvası düzenlendiğini duyduk ve katılmaya karar verdik. Kazanan takıma iyi bir para ödülü vardı. Ben, bir takımın kalecisi oldum, arkadaşımsa başka bir takımın forvet oyuncusu. İkimizin takımı da çok iyi gidiyordu. Nasıl gitmesin ? Bilirsin, benim oynadığım takım gol yemez, onun takımıysa gol kaçırmaz.
     Final maçına kadar karşılaşmadık onlarla. Sonra final maçı geldi çattı. Ben kaledeydim, o forvette. Farklı takımlardaydık, farklı formalar vardı üzerimizde ama yine yanyanaydık, yakındık. Bizim takım 1-0 öne geçti. Maçın son dakikalarıydı, kazanmaya çok yakındık. Fakat son dakikada rakip takım bir penaltı kazandı. Penaltı için topun başına arkadaşım geçti. Böyle durumlarda ne kadar hırslı olduğunu bilirsin. Golü atma isteğini gözlerinden okuyabiliyordum. ..''

     diye devam ediyordu mektup. O penaltı gol olmadı. Kaledeki ''genç çocuk'' kurtardı penaltıyı. Takımı şampiyon oldu ve ödülü kazandı. Herkesin çocukluğunda mahallerinde oynadığı maçlar, kurtardıkları penaltılar ve attıkları gol çok önemliydi. Fakat bu penaltı, daha da önemliydi. Bu penaltı gol olsa, bugün belki, Küba diye bir ülke olmayacaktı.

     O ''genç çocuk''...

     O genç kaleci...

     Ernesto Che Guevera...

(Hikaye tabii ki Sunay Akın üstaddan ben yalnızca kendimce değiştirip yazdım).

   

0 yorum: